Hadis İlimleri ve Edebiyatı

HADİS RİVAYETİ ve TENKİDİ – UYDURMA HADİSLER – ANA HADİS KİTAPLARI

HADİS RİVAYETİ ve TENKİDİ – UYDURMA HADİSLER – ANA HADİS KİTAPLARI
Selam Allah ve Rasûlüne tâbî olanlara olsun.
Bu konu oldukça geniş, teferruatlı ve bir o kadar da bir takım ön bilgiler verilmeden anlaşılması olduğu kadar anlatması da zor bir konudur.
Fakat zorunlu olarak bir çok ön bilginin bilindiği varsayarak neredeyse ayrıntıya hiç girmeden aşırı muhtasar bir şekilde Allah’a dayanıp anlatmaya çalışacağım.

Hadis Tenkidi
Hadîs ilimlerinin mühim bir dalı olan Tenkid (Cerh ve Ta’dîl) sâhasında da ilk temeller Ashab zamanında atılmıştır. Daha önce açıklandığı üzere Hz.Ebu Bekir ve Hz.Ömer’in bir hadîsi yeni işittikleri vakit tatmin olmamaları hâlinde şâhit isterlerdi. (Hz.Aişe hadisi ve raviyi doğrudan sorgulayıp tankid ederken, Hz.Ali ise yemin ettirirdi)
Bu hal Hz.Osman’ın şehit edilmesinden sonra kızışan fitne hareketleriyle daha da ciddiyet kazandı. Nitekim Zehebî’nin kaydettiğine göre İbn Sirîn şu açıklamayı yapmıştır: "Müslümanlar başlangıçta isnad sormuyorlardı. Ne vakit fitne patlak verdi artık, kim ehli sünnet, kim ehl-i bid’at araştırıldı ve sâdece ehl-i sünnet’ten hadîs alındı, ehl-i bid’at’ın rivâyeti terkedildi". Sahâbi’den İbn Abbâs (v. 68/687), Ubâde b. es-Sâmit (v. 34/654), Enes b. Mâlik (93/711), Hz.Aişe (58/677), Tabiîn’den eş-Şa’bî ( 100/718), İbnu Sîrîn (110/728), Saîd b. Müseyyib (90/708) gibi hadîs ilminde mühim yeri olan kimseler tenkide (cerh ve ta’dile) giren beyanlarda bulunmuşlardır. Ancak bu beyanlar sınırlıdır. Çünkü onların zamanlarında buna fazla gerek ve ihtiyaç yoktu. Birinci asırda, nâdir istisnâlar dışında herkes sıdk sâhibi idi. Zira onlar çoğunlukla sahâbedir ve Ashâbın hepsi udûldür(tenkid dışıdır).
Ancak ikinci asrın başları, Tâbiîn’in orta tabakasını (evsat) teşkîl eder ve zayıf kimseler bunlar arasında çoktur. Çoğunluk itibâriyle zaaf da hadîsin zabt(bozulmadan koruma) ve tahammül(bozmadan nakletme) cihetinden gelmektedir. Bunlar rivâyetleri çokça irsal(naklettikleri raviyi atlıyorlar) ediyorlar, mevkufları merfu (sahabe sözünü Peygamber sözü gibi) gösteriyorlardı. Bir başka ifâde ile, kendilerine rivayet etmiş bulunan Sahâbi’nin ismini zikretmeden herhangi bir sünneti veya hadîsi Hz.Peygamber’e isnad ediveriyorlardı. İkinci asrın ortalarından sonra, siyasî, itikadî ve mezhebî ihtilâflar arttı ve kızıştı. Temaslar ve tercümeler sebebiyle yabancı kültürler de müslümanlar arasında yayıldı. Bütün bunlar kizbe(yalana) tevessül edenleri çoğalttı.
İlk imamlar ister istemez (tenkid) cerh ve ta’dîl meselesine girdiler. Şu’be, İmâm Mâlik, Ma’mer b. Râşid, Hişâm ed-Destevâî, İbnu’l-Mubârek, Hüşeym, İbnu Uyeyne, Yahya b. Saîd el-Kattan ve talebeleri (Ali b. el-Medînî, Yahya b. Ma’în gibi) var olan cerh ve ta’dîl işini sistematik hale getirdiler. Yahya b. Saîd el-Kattân’la (v. 198/813) başlayan cerh ve ta’dîl te’lifatı(bilgileri toplayıp eser yazma) onun talebeleri ile gelişerek talebelerinin talebeleri durumundaki Ahmed b. Hanbel, Buhârî, Müslim, Ebu Zür’a, Ebu Hâtim ve bunların talebeleri olan Tirmizî, Nesâî gibi üçüncü asrın sonunu temsil eden muhaddislerde kemâle ermiştir.

Hadis Ravi ve Metin bakımından iki Kısımdır
Hadislerin bir sened (yani hadisi rivayet eden ravilerin oluşturduğu kısım) ve bir de metinden (yani bu gün kısaltılarak hadis olarak ellerde gezen kısım) oluştuğu herkesin malumudur. Ör:
Râmehurmuzî -> Musa b. Zekeriyyâ -> Amr b. Hasîn el-Ukaylî’den -> İbn Ulâse -> Hısayf -> Mücâhid isnadıyla Ebû Hureyre Rasulullah (s.a)’ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir (buraya kadar ki kısım sened, bundan sonrası metindir): “Ümmetimden kim dinin emirlerine dair faydalandığı 40 hadis ezberlerse, kıyamet günü âlimlerden olarak diriltilir. Âlimin fazileti âbitten 40 derece daha üstündür. İki derecenin arasındaki farkı ise ancak Allah bilir”.

Râvî ve Özellikleri
Ravi’nin ne olduğu değilde, en azından ne olmadığını ele alırsak önümüze iki kavram çıkar Adâlet ve Zabt. Adâlet sıfatı ravinin ahlaki ve dini yönünü (ör: dürüstlüğünü) ele alırken, Zabt daha çok beşeri yönünü (ör: unutkanlığını) ele alır. Bir güvenilir râvî, adâlet ve zabt bakımından tam olmalıdır.
Ravinin kusurlarını ele alan bu kısım daha muhtasar olması itibarıyla Yrd.Doç.Dr.Mustafa Karataş’ın sitesinden alınmıştır. "http://www.mustafakaratas.com/hadisusul.asp"

A. Adalet Sifatiyla ilgili kusurlar
1) Yalancilik (Kizbu’r-râvi): Ravinin hadis rivayetinde yalanciligi. Hz. Peygamberin söylemedigini söylemis, yapmadigini yapmis gibi rivayet etmesi. Bu gibi ravilere “kezzab”, “vadda’”, “ekzebun-nâs”, “ruknu’l-kizb” gibi isimler verilir ve bunun gibi ravilere asla itibar edilmez ve rivayet ettigi hadislere uydurma (mevzû) denir.
Sözlükte kasitli veya kasitsiz, birseyi oldugundan farkli haber vermek anlamina gelen yalancilik, hadis terminolojisinde bir söz, bir fiil, bir sifat veya takririn uydurularak Resulullah’a isnad edilmesidir. Genelde ravide görülen yalanciligin iki çesidinden bahsedilmektedir. Bunlardan birincisi hadis rivayetinde yalan söylemektir ki, hadis uydurmak anlamina gelir ve en agir cerh sebebi olarak kabul edilmistir. Digeri ise, ravinin hadis rivayetinde degil de, günlük hayatta insanlar arasinda yalan konusmasidir ki, bu da rivayetlerinin kabul edilmesine engel teskil eder.
Hadis münekkidleri, kendilerine bahsedilen mükemmel bilgi, parlak zeka, fevkalade idrak, yalancilik belirtilerine karsi saglam hisve kuvvetli meleke sayesinde hiçbir iftiracinin haline ve yalanina kanmamislar, dogruyu yalandan, dürüstü sahtekardan ayirmakta zorluk çekmemislerdir. Bunun için de muhaddisler ravi ve rivayetlerin tenkidinde genellikle tarih bilgisini kullanmislardir.
2) Yalancilikla itham (Ittihâmu’r-râvi bi’l-kizb): Ravinin yalancilikla ittiham edilmesi, hadis rivayetinde yalanciligi tesbit edilmemis olmasina ragmen, günlük hayatinda yalan söyledigi biliniyorsa, rivayette de yalan söyleyebilir diye düsünülür ve rivayetine itibar edilmez. Rivayetleri “metruk”, “matruh” adini alir. Kendisi “muttehemun bil-kizb”, “metruk”, “muttefekun ala terkihi” gibi terimlerle cerh edilir.
Ravinin yalancilikla itham edilmesi, Resullullah’a yalan isnad ettigi bilinmemekle birlikte, genel olarak yalancilik töhmeti altinda bulunmasidir. Ravinin hadis rivayetinde kasitli olarak yalancilik yaptigina rastlanilmamasi, fakat günlük hayatinda yalanciliginin tesbit edilmesi kavli fisktir ki, böylelerinin rivayetleri de reddedilir.
3) Fisk (Fisku’r-râvi): Ravinin günahkarligi, Islamin emir veya yasaklarindan herhangi birine uymayana fasik denir. Böyle bir ravinin rivayeti münker olarak degerlendirilir. Kendisi hakkinda da “Leyyinu’l-hadis” denir.
Bilerek fiskini açiga vuran ravinin rivayetinin merdud oldugunda ihtilaf bulunmamaktadir. Ancak te’vilden dolayi fiska düsüp fakat bunun farkinda olmayanlar için iki durum sözkonusudur. Bunlardan birincisi fiski zanni olanlardir ki, bunlar nebiz içmek ve musiki dinlemek gibi fisk oldugu kesin olmayan davranislarda bulunanlardir. Bazilarinca bunlarin rivayetleri makbuldür. Fiski kati olanlarin ise durumlari ikidir. Yalan konusmayi dini bir görev sayanlarin rivayetlerinin reddedilmesinde ihtilaf yokken, mezhepleri lehine yalanciligi caiz görmeyen, hatta haram olduguna inanip yalanciliktan kaçanlarin rivayetleri Safii, Gazzali ve bazi fikihçilarca makbuldür.
4) Bid’at (Bidatu’r-râvi): Ravinin ehl-i bidatten olmasi. Böylesi ravilerin kendi bidatlarinin propagandasini yapmadiklari sürece rivayetlerinin kabul edilecegi görüsü agirliktadir.
Dini terminolojide bid’at, Islam dininin ikmalinden sonra, Resullullah zamaninda mevcut olmayan bir sey ortaya çikarmaktir. Bidat kavrami, istilahi anlamda yaygin sekilde Hz. Osman’in sehid edilmesinden sonra ortaya çikmistir. Hadis bilginleri de, bidatin cerh sebebi sayilabilmesi için öncelikle küfrü gerektirip gerektirmedigini tesbit etmeye çalismislar ve bu amaçla da bidati küfrü gerektiren ve fiski gerektiren seklinde ikiye ayirmislardir. Bidati küfrü gerektirenler ittifakla reddedilmisken, bidatleri sebebiyle fiska düsen raviler hakkinda mutlaka reddedilirler, mezhebi lehine yalanciligi helal saymayan bidatçilerin rivayetleri kabul edilir, mezhebinin propagandasini yapmayan bidatçilerin rivayetleri kabul, propagandaci olanlarin rivayetleri ise reddedilir seklinde bazi fikirler ileri sürülmüstür. Bütün bu açiklamalar muhaddislerin, bidatçilarin hadislerini degerlendirirken öncelikle onlarin dini ve ilmi bakimdan güven verici olup olmadiklarina baktiklarini göstermektedirler. Böyle olan ravi, dini çerçeveyi asmayan farkli fikirlere de sahip olsa, rivayete ehil görülmüs ve hadisi alinmistir.
5) Cehalet (Cehâletu’r-râvi): Ravinin taninmamasi. Ravinin ya zatinin ya da halinin bilinmemesi demektir. Böylelerine “mechul” rivayetlerine de “mübhem” adi verilir. Ravinin zatinin veya halinin bilinmemesi anlamina gelen cehalet ya isim, künye, lakap, sanat, sifat ve neseb gibi ravinin pekçok özelliklerinden birisiyle taninmis olmasina ragmen herhangi bir maksatla meshur oldugu isimden baska bir isimle anilmasi amaciyla adinin belirtilmemesi ya da rivayetinin çok az olmasindan dogar. Hadis bilginleri, cehaletin türüne göre ravileri genel olarak ikiye ayirmislardir.
1) Mechûlü’l-ayn olan raviler:
Mechulü’l-ayn tek varisi olan muhaddise denir ve hadis alimleri mechul tabiri ile genelde mechulü’l-ayn olan raviyi kastedmektedirler. Mechulü’l-ayn olan ravinin rivayeti konusunda, hadisçilerin çogunlugunun destekledigine göre rivayetinin makbul olmadigina, ravide müslümanliktan baska sart arayanlara göre mutlak olarak makbu olduguna dair, teferrüd edilen ravi, bir cerh ve ta’dil imami tarafindan tezkiye edilmis olmasi ve bir de ravisi bulunmasi halinde rivayetinin makbul, aksi takdirde teferrüd eden ravinin adil olsa da rivayetinin makbul olmayacagina dair bazi hükümler sözkonusudur.
2)Mechûlü’l-hal:
Kendisinden iki veya daha fazla kimse, ismini anarak hadis rivayet etmisken, hakkinda cerh ve ta’dille ilgili bir hüküm verilmedigi için adil olup olmadigi meçhul kalmis raviye mechulü’l-hal veya mestur adi verilir. Hali mechul olan raviler ikiye ayrilir. Adaleti zahiren ve batinen meçhul olanlar ki bunlarin rivayetleri cumhura göre merduddur. Zahiren adil, batinen mechulü’l-adale olanlar ise hadisçilere göre hakkinda müzekkilerin tezkiyesine müracaat edilen kimsedir ve bu tür ravileirn rivayetleri Ibn Hibban gibi bazi alimlerce kabul edilmistir.

B. Zabt sifatiyla ilgili kusurlar
1) Çok yanilmak (Kesretu’l-ğalât): Rivayette çok yanlis yapmasi. Bu gibilerin rivayeti “münker” sayilir. Insanin yaratilisi geregi hataya meyyal olmasini gözönünde bulunduran hadis bilginleri, ravilerin kasittan uzak ve asiriliga kaçmayan hatalarini hosgörü ile karsilamislar, hatasi sevabini asacak derecede çok yanilanlarin rivayetlerini de reddetmislerdir. Münekkidler, hatada israr etmeyi, hatadan daha büyük bir cerh sebebi olarak kabul etmisler, kendisine gerekli açiklama yapildiktan sonra hatasinda israr eden ravinin bütün rivayetlerinin sakit olup artik hadisinin yazilamayacagini ifade etmisler ve fazla hata yapmakla cerhedilen ravilerin hadislerine münker ismini vermislerdir.
2) Aşırı Gaflet (Fartu’l-ğafle’): Ravinin asiri gafil ve dikkatsiz olmasi. Bu da “münker” sayilir.
Ravinin cerhini, dolayisiyla rivayetinin reddini gerektiren kusurlardan biri de gaflet, yani dikkatsizliktir. Dikkatsizlik, ravinin rivayet ettigi aslin tahkikine önem vermedigine, hiçbir gerekçe göstermeden, üstelik yapilan degisiklikten dogacak farki da anlamadan, sirf bir telkinle kitabindaki rivayeti degistirebilecegine delalet eder. Çünkü rivayetini iyi ezberleyip ona hakim olan ravi, hadisi dinledigi seyhten böyle tesbit ettigini söyler, ikna olmadan onu degistirme yoluna gitmez ve farkina varmadan anlamini bozacak bir tashifte bulunmaz.
3) Karıştırrma (Vehm): Hadisin sened ve metninde dogru sanarak hatalar yapmasi mesela bir hadisidiger bir hadise katmasi, sika bir ravi yerine zayif bir raviyi zikretmesi bu gibilerin rivayet ettigi hadis “muallel” adini alir. Hadis terminolojisinde ravinin, tahdis kurallarini bilmemesi sebebiyle ve dogru oldugu zanniyla hadisi yanlis rivayet etmesidir. Böyle bir kusuru bulunan hadise muallel denir. Vehim sonucu ortaya çikan hatanin tesbiti için çesitli karineler yardimiyla titiz bir inceleme gerektirir. Bir hadisteki illeti ortaya çikartmanin yolu, o hadisin bütün tariklerini toplayip ravilerin ihtilafini, zabt ve itkanini incelemektir.
4) Sikalara muhalefet (Muhâlefetu’s-sikât): Zayif bir ravinin güvenilir (sika) ravilerden birine farklirivayette bulunmasi demektir. Böyle hadislerde münker, müdrec, maklub, muzdarib, musahhaf, muharref gibi isimler alir. Zayif bir ravinin sika ravilere veya sika bir ravinin, kendisinden daha sika olan ravilerin rivayetine aykiri hadis rivayet etmesi, hadis terminolojisinde muhalefet olarak isimlendirilir. Muhalefet sebeplerine göre çesitli sekillere ayrilmistir. Idrac sebebiyle muhalefet (hadisin senedinde veya metninde bulunan muhalefet), kalb sebebiyle muhalefet (seneddeki ravi isimlerinin veya metindeki bazi kelimelerinin yerlerinin degismesi dolayisiyla), muttasil bir isnadin ortasina bir ravi eklemek suretiyle meydana gelen muhalefet, izdirap sebebiyle muhalefet (bir hadisin bir veya daha fazla ravi tarafindan ayni sihhat derecesinde fakat birbirine muhalif sekillerde rivayet edilmesi) gibi adlandirilan bu sekiller disinda bir de tashif ve tahriften kaynaklanan bazi muhalefetler vardir ki, bunlarda genellikle metindeki lafizlarda, bazen de senetteki isimlerde vuku bulan tahrif ve tashiflerdir.
5) Hafiza bozuklugu (Sû’ü’l-hıfz): Çokça unutkan ve rivayetlerinde yanilan hafizasi zayif raviler içinkullanilir. Bunlara seyyiu’l-hifz denir. Devamli hafiza bozuklugu olanlarin rivayetleri asla kabul edilmez. Hadiste hafiza bozuklugu, sika olarak bilinen bir ravinin çesitli nedenlerle akil ve hafizasinda meydana gelen degisiklikler sonucu rivayetlerinde çok hataya düsme durumudur. Hadis alimleri hafiza bozuklugunu ikiye ayirmislardir. Bunlardan biri ravide devamli bulunan hafiza bozuklugudur ki, böyle ravilerin rivayetleri dogal olarak ittifakla merduddur. Ikinci çesit hafiza bozuklugu ise arizi olan hafiza bozuklugudur. Bu da bunama, yaslilik, hastalik, körlük ve çesitli nedenlerle kitaplarin yok olmasi gibi sebeplere dayanir. Böyle ravilerin ihtiladan önce rivayet ettikleri hadisler makbul, ihtilattan sonra rivayet ettikleri ise merduddur.
Bu on tenkid noktasini en agirindan en hafifine göre siralayacak olarsak söyledir;
1) Yalancilik (Kizbu’r-râvi)
2) Yalancilikla itham (Ittihâmu’r-râvi bi’l-kizb)
3) Çok yanilmak (Kesretu’l-ğalât)
4) Aşırı Gaflet (Fartu’l-ğafle’)
5) Fisk (Fisku’r-râvi)
6) Karıştırrma (Vehm)
7) Sikalara muhalefet (Muhâlefetu’s-sikât)
8) Cehalet (Cehâletu’r-râvi)
9) Bid’at (Bidatu’r-râvi)
10) Hafiza bozuklugu (Sû’ü’l-hıfz):

Metin bakımından Hadis Çeşitleri
Hadisleri metnin kimin olmasına bağlı olarak ele alırsak şunları sayabiliriz.
1- Kudsî Hadis(Metni Allah’a ait olan). Hz.Peygamberin, Rabbim buyurduki şeklinde belirttiği hadislerdir.
2- Merfû’ Hadis((Metni Hz.Peygamber’e ait olan). Bunlarda hadisin muhtevası açısından ele alınınca ya Hz.Peygamber’in sözüdür (Kavli veya Kavlen Merfû’ Hadis), ya bir fiilidir(Fiilî veya Fi’len Merfû’ Hadis) veya sessiz kalarak onayıdır(Takrirî veya Takriren Merfû’ Hadis).
3- Mevkûf Hadis(Metni Sahabeye ait olan).
4- Maktû’ Hadis(Metni Tabiîne ait olan).
Bir de Maktû’ Hadis’den olan Mürsel Hadis vardır ki istisnaları şunlardır.
Eğer Sahabe rivayet esnasında Hz.Peygamber’den rivayet etmesine karşın sanki kendi sözü gibi konuşuyorsa Sahabe Mürseli denir. Ancak metin Sahabenin bilemeyeceği bir konu ise bunu Hz.Peygamber’den duymuş olacağından yine Merfû’ hadis sayılır ve Hükmen Merfû’ denir.
Eğer her zaman aynı sahabeden nakletmesi sebebiyle, Tabiî rivayet esnasında sahabenin ismini zikretmeye gerek görmeyip doğrudan Hz.Peygamber’den rivayet ediyorsa bu hadise de Mürsel Hadis denir.
Bunların dışındaki rivayetlere hadis değil haber denir. Ayrıca tabiî sonrası ilk dönem alimlerin ilim ifade eden sözlerine, eser (çoğulu âsâr) denir.
Bu kısımlardan yalnızca ilk iki kısım dinde (huccettir)bağlayıcıdır.

Sened bakımından Hadis Çeşitleri
Senedlerdeki yapıyı ele alırsak ravileri çok sayıda olmaları ve nitelikleri bakımından şu kısımlarda değerlendirebiliriz.
Ravi Sayısına Göre:
1- Âlî isnad; Bir kuşakta aynı hadisi çok kişinin rivayet etmesi
2- Nazil isnad; Bir kuşakta aynı hadisi az kişinin rivayet etmesi
Niteliğe Göre:
1- Senedinde kopukluk olmayan hadisler.
2- Senedinde kopukluk olan hadisler.
Son ayrım oldukça önemlidir ve kısımları vardır:
Müsned, muttasıl, mevsîl gibi hadis tanımları hadislerin senedinde kopukluk olmadığını
Mürsel, munkatı, muallak, müdelles gibi hadis tanımları ise hadislerin senedinde kopukluk oluğunu belirtir.
(Ör: Munkatı hadis, senedinde bir ravi atlanmış olan hadisdir. Müdelles ise bir ravinin, rivayet ettiği kişinin
kusurlu olmasını gizlemek için onu başkası gibi göstererek rivayet ettiği hadistir.)

Sıhhat Bakımından Hadis Çeşitleri
Hadislerde sıhhat bakımından istenen şey; ravilerinin adalet ve zabt bakımından tam olmaları, rivayet zincirinde kopukluk olmaması, şâz ve illetli olmamalarıdır.
Adalet, zabt kavramlarını senedde kopukluk olmasını yukarıda bahsettik. Bir hadisin veya ravinin şâz olması, rivayetin kendisinden daha sağlam bir hadise veya raviye aykırı olmasıdır. İlletli olması ise görünüşte sağlam görünse de çok iyi incelemedikçe anlaşılmayacak gizli kusurlar içermesidir.
1- Mütevâtir Hadis: Ravilik şartlarına haiz Ravilerin sayıları oldukça kalabalık kuşaklar halinde yine kendileri gibi kuşaklardan naklettikleri sahih hadislere Mütevatir Hadis denir.
2- Meşhur Hadis: Ravileri çokluk bakımından oldukça fazla fakat Mütevâtir Hadis sayısına ulaşamamış sahih hadislere denir. (Bir de sahih olmasa da halk dilinde yaygın olanlara meşhur denmektedir.)
2- Sahih Hadis: Çokluk bakımından ravi sayısı 3 ve fazla olan, ravileri adalet ve zabt bakımından tam olan, rivayet zincirinde kopukluk olmayan, şâz ve illetli olmamayan hadislere denir. (Bir hadis zaten bu şartlara haiz ise sahih li zâtihî, başka hadislerin desteği ile haiz ise sahih li ğayrihî olur)
3- Hasen Hadis: Adalet şartını haiz olmakla beraber zabt yönünden sahih hadis ravilerinin derecesine ulaşmayan kimselerin, kesiksiz isnatla rivayet ettikleri şâz ve illetten uzak hadislerdir.
4- Zayıf Hadis; Kendisinde sahih ve hasen hadislerin vasıfları bulunmayan hadislerdir. (Bunların ya ravilerinde adalet yoktur veya zabt yönünden kusurludur veya senedinde kesiklik vardır veya şâzdır veya gizli bir kusurla illetlidir.)
Zayıf Hadislerin kısımları; Mürsel, Munkatı’, Mu’dal, Müdelles, Tedlîsu’ş-Şuyuh, Mu’allel, Muzdarib, Maklûb, Şâz, Münker ve Metruk olmak üzere kısımlara ayrılır. Bu kavramlar hadisin zayıflığının şeklini ve şiddetine göre isim almaktadırlar.
Uydurma Hadis diye de bilinen Mevzû’ Hadis, dikkat edilirse burada bir kısım olarak verilmemiştir. Çünkü başlangıç itibarıyla sanki sahih doğru ve varmış gibi görünmesi sebebiyle bu tür haberlere her ne kadar (Mevzû’ Hadis) Hadis denilse de uydurma olmaları açısından bunlar hadis değildir. Bunları kısaca tarif etmek gerekirse; Çoğu zaman senedi olmayan, bazen uydurma bir senedi olan bazen de( halk tarafından bilinmesi en güç şekliyle) ravilerinden biri veya birkaçının yalancı olduğu tespit edilen sözlere Mevzû’(uydurma) veya Mevzû’ Hadis denir.

HADİS UYDURMA SEBEBLERİ
Peki neden uydurma hadisler var veya uydurma sebebleri ne olabilir denilirse bir kaç maddede şunları sayabiliriz:
1- Dini Bozmak Gayesi
(Hristiyan, yahudi, mecusi ve diğer dinden) din düşmanları, dinimizi yaşanmaz bir şekle sokmak, dini saçma gösterip yıpratmak için birçok hadis uydurmuşlardır. Daha sonra kendileri ve kendilerinden sonra gelen birçok dinsiz de dini yıkma uğraşlarında bu hadisleri kullanmışlardır. İslama olan inançsızlıklarını, kin ve nefretlerini içlerinde gizleyerek, samimi dindar görüntüsünde halkın arasına karışan birçok münafık, her şeyden önce İslam inancını bozmayı ve Müslümanların kalplerindeki inançlarına şüphe ve tereddütler sokmayı başlıca amaç edinmişlerdi. Bu amaçla akla hayale sığmayan, kafaları bulandıracak, Peygamber’in söylemesine imkan olmayan onbinlerce uydurmayı hadis adı altında Peygamber’e fatura ettiler. Kuran’daki ayetler, daha Peygamber’imiz sağken münafıkların nasıl Müslümanlar’ın arasına karıştığını göstermektedir.
Halife Mehdi zamanında boynu vurulmak üzere yakalanan ünlü dinsiz Abdülkerim b. Ebi’l-Evca’ öldürülmeden önce şu dehşetli açıklamayı yapar: "Siz beni öldürüyorsunuz ama, ben dininizde helali haram, haramı helal yapan 4000 hadis uydurdum.” 6000 küsür Kuran ayeti olduğunu düşünürsek sırf bir kişinin 4000 hadis uydurabilmesinin açacağı dehşetli tahribi anlayabiliriz. Ahmed b. el-Cuveybari, Muhammed b. Ukeşa ve Muhammed b. Temim’in Hz. Peygamber hakkında 10.000′den fazla hadis uydurdukları söylenir. [İbni Hacer, Lisanu'l Mizan]. Zehebi [Mizanu'l-İ'tidal], bu Ahmed b. Abdullah’ın binlerce hadisi hadis imamlarına dayandırarak uydurduğunu, Enes b. Malik’in hizmetçisi olduğunu iddia eden Dinar Ebu Mikyes’in de Enes b. Malik’ten duyduğunu söylediği uydurma dolu bir sayfayı naklettiğini anlatır (Zehebi, Mizan). Diğer kitaplar gibi pek çok hadis kitabı da bu uydurmalardan nasibini almıştır.
2- Siyasi Ayrılıklar Sebebi
Peygamberimiz’in vefatı üzerinden 40 yıl bile geçmeden Hz. Ali ve Muaviye arasında çatışmalar boy göstermiştir. Bu dönemden itibaren İslam alemi geriye dönüşü olmayacak bir şekilde siyasi ayrılıkların içine girmiştir. Siyasi olarak ayrılan toplumlarsa birçok alanda çelişmeyi, birbirine muhalefet etmeyi hüner saymışlar, kendi siyasi fırkalarını destekleyen hadisler uydurmuşlar, kendi siyasal hareketlerine inanmayı Allah’ın bir farzı olarak sunmuşlardır. Bu arada kendi liderlerini yüceltip, karşı görüşün liderlerini yerin dibine sokmuşlardır. Halili’nin eserinde, Şiilerin Hz. Ali hakkında 300.000 hadis uydurduğu ve Hz. Ali’nin sözlerini nasıl saptırdıkları anlatılır (Halili, el-İrşad). Bu sayı, Kuran’daki ayet sayısının 50 katı kadardır. Şiilikten ayrılan bir kimse Şiileri kastederek "Allah onların canını alsın, nice hadisleri değiştirdiler” demiştir (Müslim, Sahihi Müslim). İslam siyasallaşınca, siyasi gücü elinde bulunduranlar dini, halkı isteklerine göre şekillendirmek için kullandılar. Bu kullanımlarında dini de kendi görüşleri ve menfaatleri doğrultusunda şekillendirerek, dine eklemeler ve çıkarmalar yaptılar.
3- Dini Eksik Algılama, Dini Sevdirme Bahanesi
Dini kurtaracağını zannedenlerden, Allah’ın dini kurtardığından habersiz olanlardan oluşur. Bu tiplerdeki esas kaygı dini sevdirmek, ibadetleri sevimli göstermek gibi kaygılardır. Bu popülist kaygı Allah’ın indirilmiş dininin, uydurulmuş hadislerle ve izahlarla karışmasına yol açmıştır. Bu tipler arasında Ebu İsmet Nuh gibi Kuran’ın her suresinin faziletleri hakkında hadis uyduranlar da vardır. Peygamberimiz’i yüceltmek için Peygamber’in üstünlüklerine dair hadisler üretenler mevcuttur. Bu uydurucuların kendilerini savunmak için şöyle söyledikleri aktarılır: "Biz Hz. Peygamber adına yalan uydurmadık, bilakis bunu Peygamber’in getirdiği dini güçlendirmek için yaptık.”[İbni Hacer, Fethul Bari]. Bu alıntıda gördüğümüz gibi bunlar, bu tarzda hadis uydurmayı yalan olarak bile görmemişler, hatta bu korkunç fiillerinde belki de sevap ummuşlardır. "Biz Peygamber lehinde yalan söylüyor ve şeriatını takviye ediyoruz” (İbnul Cevzi, K. Mevzuat). Görüldüğü gibi bu uydurucular Allah’ın Kuran’ını eksik görmekle, bir de üstüne hadis uydurmakla kalmamış, üstüne üstlük dindarlık şampiyonluğunu da kimseye bırakmamışlardır.
Dindar olarak tanınan birçok gözde Müslümanın durumu, Meşhur Ravi tenkidçisi Yahya b. Said’in: "Salih kişileri hadiste olduğu kadar hiçbir şeyde yalancı görmedik.” sözünde en güzel ifadesini bulmuştur. Bu gerçeği itiraf edenlerden biri de en güvenilir olduğu iddia edilen iki hadis kitabından birinin yazarı olan Müslim’dir. Müslim, Ebu Zennat’dan şunu nakleder: "Medine’de yüz kişiyle karşılaştım, hepsi de güvenilirdi, ama hadisleri alınmazdı” (Müslim, Sahihi Müslim, 1. cilt, sayfa 13). Görüldüğü gibi birçok sözde dindarın hadis uydurduğu hadisçilerin bile malumudur.
Aşırı dindar tanınan kimseler bu özellikleriyle din namına en tehlikeli sınıflardan biri haline gelmişlerdir. Zira onlar halkın sevip güvendiği, sözlerine önem verip, hareketlerini örnek kabul ettiği kimselerdi.
4- Mezhep ve Bir Fikri Savunma Amacı
Bir zaman sonra insanlar islam savunuculuğundan uzaklaşıp mezhep savunuculuğuna başladılar. Bunu yaparken de kendi düşüncelerinin haklılığını ispat edip halkı etkileyebilmek, kendi mezheplerine çekebilmek için Hz. Peygamber’in dilinden kendi mezheplerini öven, öteki mezhepleri aşağılayan uydurma hadislere dayanma ihtiyacı hissettiler. Hanefi mensuplarının bu şekildeki uydurmasını görebiliriz: "ümmetimde imam Şafii adında bir kimse ortaya çıkacaktır. O ümmetime şeytandan daha zararlı olacaktır. Ve yine ümmetim arasından adına Ebu Hanife denecek bir kimse gelecektir ki, o ümmetimin ışığıdır” (İbnu Arrâk, Tenzihuş-Şeria, 2. cilt, sayfa 14). Bu arada Şafii taraftarları da boş durmaz ve kendi imamlarını kurtaracak hadis uydururlar: "Kureyş alimi (İmamı Şafii) yeryüzünün her yerini ilimle dolduracaktır.” Maliki mezhebi taraftarları hiç durur mu, onlar da kendi hadislerini açıklarlar: " İlim talebi için bir gün gelecek, develerin boyunları vurulacak da (yani uzun seyahatlere girişilecek de) Medine aliminden (İmamı Malik) daha alim birisi olmayacak.”
Sunni mezheplerde durum böyleyken Kaderiyecilerin de nasıl hadis uydurduğu eski bir Kaderiye mezhebi üyesi Ebu Reca Muhriz’e dayandırılarak anlatılır: "Kaderiyecilerden kesinlikle bir şey rivayet etmeyiniz, vallahi biz insanları mezhebimize çekebilmek için hadisler uydurur ve bu hareketimizle de sevap kazanacağımızı umardık. Ben bu suretle Kaderiye mezhebine dört bin kişi kattım.” (İbn Ebî Hâtim, el-Cerhu Ve’t-Ta’dil, 1. cilt, sf. 32)
5- Ticari Çıkar Sağlama
Hadis toplayan gezginler ticaret düşüncesiyle hadis toplamaya başlamışlardı. örneğin Yakub b. İbrahim’in ancak 1 dinar karşılığı hadis rivayet etmeyi kabul ettiği söylenir. Ebu Naym El-Fadl’da naklettiği her hadis için ücret talep ediyordu. Onun talebelerinden Ali b. Cafer der ki: "Ebu Naym El-Fadl’dan hadis yazardık, buna karşılık bizden kıymetli dirhemler alırdı. Yanımızda kıymeti düşük dirhemler bulunursa üste para alırdı.” Fakirlerden kesinlikle hadis yazmayın tavsiyesinde bulunduktan sonra Umera b. Hafsa’nın zengin olduğunu ve yalan söylemeyeceğini, dolayısıyla hadislerinin alınabileceğini söyleyen Şube b. Haccac’a Ali b. Asım şöyle karşılık vermiştir: "Yalan söyleyen nice zengin gördük” (Hatîb, el-Kifaye, sayfa 155).
Müşterilerinin isteği üzerine sipariş olarak hadis üretenler de vardır. Birçok tüccar sattıkları mallara karşı halkın ilgisini artırabilmek için ilgili malların yararlarını anlatan hadisleri, para karşılığında hadis simsarlarına uydurtmuşlardır. örneğin koku satıcılarının güzel koku kullanmanın faziletleri hakkında uydurttukları hadisler buna örnektir. Şube b. Haccac’ın ifade ettiği gibi 1 kuruş karşılığında 70 hadis uyduran Ebul Muhezzem gibiler, hadis uydurucularına birer örnektirler.
6- Maneviyat İddıası
Peygamberimiz devrinden sonra hikayeci kıssacı denilen bazı kimseler, cami ve mescitlerde oturmayı ve çevrelerinde halka oluşturan cemaate vaaz ve öğütte bulunmayı alışkanlık haline getirmişlerdi. Aslında bu kimseleri vaaz ve öğütten ziyade, halkın nazarında kazanacakları yüksek mertebe ve şöhret ilgilendiriyordu. Vaazlarını, kendilerini bu amaca götürecek bir şekilde hazırlıyorlardı. Bunlar şöhrete giden yolun, halkın nazarında önemli bir müessese olan dinin, dini duyguların tahrik edilmesinden geçtiğini bildikleri için, onları coşturacak şekilde vaaz ediyorlar, dramatik konuşmalarla halkı ağlatmaya gayret ediyorlardı. Bunun için Peygamber’imizin adına düzenledikleri garip hikayelerle konuşmalarını süsleyerek, halkı etkileme ve inandırma uğraşı içindeydiler. Halkı en çok etki altında bırakan konuşmaların başında cennet, cehennem tasvirleri geliyordu. Cennet ve cehennem hakkında gerekli olan her şey Kuran’da anlatılmasına rağmen bu hikayecikıssacı kesim halkı daha çok hüzünlendirmek, şaşırtmak ve coşturmak için uydurma hadislerde buldukları zengin hazineyi özellikle bu konuda çok kullandılar. Bu kesimin mesleki başarısı bol hadis uydurmaktan geçiyordu. Ortaya çıkan iç sızlatıcı tabloda belki de insanı en çok güldürebilecek olaylardan biri; bu kıssacılardan Şair Külsüm’ün dilini burnunun ucuna dokundurabilen herkesin cehenneme girmeyeceğinin garanti olmasını söylemesi üzerine, vaaz ettiği cemaatin bunu denemeye başlamasıdır.
İbnu’l-Cevzî, bu tipleri şöyle anlatır: "Bunlar arasında suratlarını her çeşit boyaya batıranlar ve bu şekilde sarımsı bir ten kazanarak, kendilerini fazla oruç tutmaktan soluk benizli hale gelmiş takva dindarlar gibi gösterenler bulunmaktaydı. Diğerleri istediği an gözyaşı dökebilmek için tuzlar kullanmaktaydı. Başka bir grup kıssacı ise allı pullu süslettikleri kürsünün tepesinden kendilerini atacak derecede gösteride ileri gitmekte veya dinleyicinin alışık olmadığı biçimde, samimiyetsiz hikayelerini abartılı jestlerle nakletmekte, kürsüyü yumruklamakta, basamakları koşar adım inip çıkmaktaydılar.” (İbnul Cevzi, el-Kussas ve’l-Müzekkirin, sayfa 93)
Uydurmacılardan öylesi görülmüştür ki Cafer bin Nastur Ferab 320 yaşında olduğunu, Peygamber’i gördüğünü ve Peygamber’in duası sayesinde bu kadar yaşadığı yalanına birçok kişiyi inandırmıştır. Reten’in durumu da buna benzerdir. Hicri 4. ve hicri 8. asırda yaşayan bu adamlar sahabe olduklarını iddia etmişler ve bunlardan Reten üç yüz hadislik hadis kitabı yazmış ve etrafına bayağı adam da toplamıştır.
Daha başka maddeler de ilave etmek mümkün. (Uzatmamak için kesiyorum)

Uydurma Hadisleri Anlama Yolları
Pekala uyduran uydurmuş da bizler bu uydurulan hadisleri nasıl anlayabiliriz:
Muhaddisler, ya hadis uyduran şahısların kendilerinde veya uydurdukları sözlerinde bulunan birtakım kusurlar sebebiyle uydurma hadisleri tanıma konusunda kapsamlı araştırma yaparak mevzu hadislerde bulunan alametleri tespit etmişlerdir. Bu alametler şunlardır:
1- Hadis uyduranın itirafı:
Bazı hadisler, taşıdıkları özelliklere bakmaya hacet kalmaksızın bizzat onları uyduranlar tarafından itiraf edilmek suretiyle mevzu oldukları anlaşılır.(yukarıda da örneği var)
Mesela; Nuh ibnu Ebi Meryem, İkrime tarıkıyla, İbnu Abbas’tan rivayet ettiği Kur’an surelerinin faziletleri hakkındaki hadisleri, halkın Kur’an’a karşı rağbetini artırmak maksadıyla uydurduğunu bizzat itiraf etmiştir.
Bazen ravi itiraf etmese bile hadisle ilgili olarak kendisine sorulan bir sualde, hadisin onun tarafından uydurulduğu ortaya koyulabilir ki bu da itirafa yakın bir açıklamadır.
Mesela; şeyhinden(ravi hocasına şeyh denir), hadis rivayet eden bir şahsa ne zaman doğduğu sorulur, ravinin cevap olarak verdiği tarih, hakikatte şeyhin ölümünden daha sonraya rastlarsa, böylece bu ravinin o şeyhle hiçbir zaman görüşmediği anlaşılır. Diğer taraftan şeyhten rivayet ettiği hadis de zaten ancak ravi vasıtasıyla bilinir, yani başka hiç kimse o şeyhten böyle bir hadis rivayet etmemiştir. Bu hususlar göz önünde bulundurularak hadisin mevzu olduğuna hükmedilir.
2- Haberlerin lafız veya manasında bozukluk bulunması:
Hadis diye rivayet edilen bir haberin sarf ve nahiv(arapça dilbilgisi) bakımından bozuk olması, muhtevasının ise peygamber sözünün münezzeh bulunduğu bir manasızlık ve ölçüsüzlük taşıması onun uydurma olduğunu gösterir. Arapça’yı en fasih ve beliğ konuşan Peygamber(s.a.v.)’in sarf ve nahiv kaidelerine uymayan bir söz söylemesine ihtimal verilemez.
Hadisleri mana ile rivayet etmeye salahiyetli olan ravilerin dahi yapamayacağı derecede büyük gramer hatalarını ihtiva eden bir hadisi, Hz. Peygamber’e nispet etmek doğru olmaz. Böyle bir kusuru bulunan hadisi rivayet eden kimse, o lafzın Hz. Peygamber’e ait olduğunu söylerse haberin uydurma olduğu da anlaşılır.
Halkı hayırlı işlere teşvik etmek maksadıyla hadis uyduranların sözlerindeki aşırı mübalağa; İslam prensipleriyle alay eden, Müslümanların imanlarını sarsmak isteyenlerin uydurmalarındaki acı istihza ve bayağı ifadeler Hz.Peygamber’e isnad edilmekten çok uzaktır. Bu kabil alametler hadis olduğu ileri sürülen sözlerin uydurma olduğuna hükmetmek için kafi bir sebeptir.
Mesela; Muhammed ibnu Arrak’ın "Tenzihu’ş-Şeri’a" adlı eserinde nakledilen "Beyaz horoz benim dostumdur. Dostumun dostu da düşmanımın düşmanı da Allah’tır. (ve Resulullah evinde bununla birlikte gecelerdi.)" tarzındaki ifadeleri Hz.Peygamber’e nispet edenin samimi bir müslüman olabileceği düşünülemez.
Yine başka bir uydurma: "Eğer pirinç insan olsaydı halim bir kimse olurdu" ve "Yeşile ve güzele bakmak görme duygusunu artırır" şeklindeki sözlerde bulunan bayağı ve müstehzi eda onların uydurma olduğuna ve muhtemelen din düşmanları tarafından uydurulduğuna delalet eden kafi birer alamettir.
Az amele çok sevap vadeden veya küçük bir günah işleyeni şiddetli cezalarla korkutan sözde hadisler de mana itibarıyla bozuk ve ölçüsüz olarak kabul edilmiştir.
Aşura günü oruç tutan kimseye Allah Teala’nın oruç tutup namaz kılmak suretiyle yetmiş yıl ibadet etmiş kadar sevap vereceğini, ayrıca on bin meleğin ve yedi semanın sevabını ona bağışlayacağını… O gün bir yetimin başını okşarsa, o baştaki her kıla mukabil cennette bir derece daha yükseltileceğini vaad eden uydurmadaki sevap israfı, onun mevzu olduğunu anlayabilmek için kafi bir alamettir.
Ceza vermedeki dengesizce tehdit ifadesi de o sözün uydurma olduğuna delalet eder. En meşhur yalancı olarak bilinen Hintli Reten (öl: 632/1205)’in yatsı namazını terk eden kimseyi Allah Teala’nın: "Ben senin Rabbin değilim, kendine başka bir ilah ara!" diye kovacağını haber veren, yalanındaki aşırı tehdit ifadesi böyledir. Uydurma sözler lafızlarındaki bozukluktan daha çok manalarındaki ölçüsüzlük sebebiyle tanınmış ve damgalanmıştır.
3- Eldeki mevcut güvenilir hadis kaynaklarında bulunmaması:
Hadis kitaplarının tasnif edilmesinden önce hadislerin kontrolü için böyle bir mukayese imkanı mevcut değildi. Daha sonraları bütün hadisler muhtelif metotlarla yazılmış olan hadis kitaplarına geçmiş oldu. Bu eserlerin ihtiva etmediği hadis kalmadı. Dolayısıyla bugün elde mevcut olan güvenilir hadis kitaplarında bulunmayan hadislerin uydurma olduğuna kanaat getirilir.
4- Birçok insanın görmesi gereken bir hadiseyi bir kişinin gördüğünü iddia etmesi:
Sahabilerin Hz. Peygamber (s.a.s.)’den duyduğu bir hadisi orada bulunmayanlara iletmek hususundaki gayret ve himmetleri bilinmektedir. Birçok (mesela 70-100) sahabinin görüp işittiği bir haberin ise mütevatir derecesine ulaşmış olarak daha sonraki nesillere intikal etmesi gerekir. Hadis diye nakledilen sözler arasında öyleleri vardır ki, onların birçok sahabi önünde söylendiği iddia edilmektedir. Bu durum karşısında o haberin veya hadisenin şahitlerinden hiç değilse büyük bir kısmının onu rivayet etmesi beklenir. Aksi taktirde o haberin bir yalandan ibaret olduğu anlaşılır.
Veda haccında Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Gadir Hum denilen yerde mola vererek Hz. Ali’yi kendinden sonra halife tayin ettiğini ve fakat orada bulunan ashabın bu haberi ittifakla gizlediklerini söyleyen şiilerin uydurması da böyledir. Bu uydurmanın mütevatir olması bir yana, sahih bir isnadı bile yoktur.
Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in ikindi namazı kılmadığı bir gün, batmış olan güneşin onun namazını yetiştirmesi için geri dönerek tekrar göründüğü ve herkesin buna şahit olduğu şeklindeki uydurma da böyledir. Herkesin görmüş olması gereken bir olayla ilgili olması gereken bu haber sadece Ümmü Seleme’ye nisbet edilen bir rivayetle nakledilmiştir.
5- Kur’an’a ve sahih sünnete muhalif olması:
Hz. Peygamber (s.a.s.) Kur’an-ı Kerim’i sadece insanlara tebliğ etmekle kalmamış aynı zamanda onun yeryüzündeki ilk tatbikçisi olmuştur. Bunun yanında ilahi kelamın tam manasıyla anlaşılması ve ilahi iradenin bu suretle tecelli etmesi için onu söz ve hareketleriyle açıklamış ve hatta Kur’an-ı Kerim’de bulunmayan İslami esasları da onun ruhuna uygun olarak ortaya koymuştur. Binaenaleyh her beyanı ve davranışı din olan ve ashabı tarafından bütün hareketleri dikkatle takip edilen bir peygamberin kendi hadislerini nakz eden sözler söylemeyeceği aşikardır. Bu böyle olunca hayatının düsturu olan Allah kelamına muhalif bir beyanda bulunması da elbette düşünülemez.
Hadis olduğu ileri sürülen haberlerin bu iki kaynağa muhalefeti sebebiyle kolayca tanınması mümkündür.
Mesela: "Size benim hadisim olarak rivayet edilen doğru bir sözü duyduğunuz zaman onu ben söylesem de söylemesem de kabul ediniz." Bu uydurma sözü: "Her kim benim söylemediğim bir sözü bile bile bana isnat ederse cehennemdeki yerini hazırlasın" mütevatir hadisiyle bağdaştırmak mümkün değildir.
Dünyanın ömrünü tayin eden bir uydurmada Hz. Peygamber (s.a.s.)’in: "Dünyanın ömrü yedi bin senedir, biz yedinci binin içinde bulunmaktayız" dediği iddia edilmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in vefatından bu yana 1400 küsur sene geçmiş olmasına rağmen dünyanın hala ayakta durması her şeyden önce bu sözü yalanlamaktadır. Kaldı ki bu söz hem ayete hem de sahih hadise muhaliftir.
6- Akıl, his ve müşahedeye muhalif olması:
Allahu Teala ilahi vahyinde yalnızca akıllı olanlara hitap etmiş, emir ve yasaklarından onları mesul tutmuştur. Onun elçisi sıfatıyla Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sözlerinin de selim aklın algılamasına uygun olması gerekir. Binaenaleyh te’vil(yorumlama) edilemeyecek bir surette müslümanın aklına aykırı bulunan bir hadisin mevcudiyeti düşünülemez.
"Nuhun gemisi Kabe’yi yedi defa tavaf ederek Makam’ın arkasında iki rekat namaz kıldı" uydurmasının normal akıl ve sağlam bir mantıkla bağdaştırılması mümkün değildir.
7- Tarihi vukuata aykırı düşmesi:
Hadis olduğu iddia edilen sözlerin tarihi gerçeklere uygun düşmeyişi de onların uydurma olduğunu göstermiştir. Birçok uydurma metinler tarih bilgisi yardımıyla kolayca tanınmış ve pek ehemmiyetli mevzu teşkil etmiştir.
Buna misal olarak Ufeyr b. Ma’dan (öl: H. II. /M. VIII. asır)’ın naklettiği şu hadisi zikredebiliriz: "Ömer b. Musa (öl: 157/777) Humus’a geldiği zaman mescide giderek etrafını sardık. O ikide bir: "Salih bir şeyhten şöyle duydum" diyerek rivayette bulunuyordu. Bunu o kadar tekrarladı ki, dayanamayarak: "Bu salih şeyhiniz kimdir? Adını söyleyin de öğrenelim" dedim. Şeyhinin Halid b. Ma’dan olduğunu öğrenince: "Onunla nerede ve ne zaman görüştünüz?" diye sordum. 108 (726)’de Ermeniyye gazasında görüştüklerini söylemesi üzerine şöyle dedim: "Ey şeyhim! Allah’tan kork, Halid b. Ma’dan 104 (722)’de vefat etti. Sen ise onun ölümünden dört sene sonra görüştüğünü iddia ediyorsun! Üstelik o, hiçbir zaman Ermeniyye’de savaşmamıştır."
Daha başka maddelerde ilave etmek mümkün. (Uzatmamak için kesiyorum)

EK BİLGİ: Hadis uyduran kişi şayet bir kez yalanında yakalanmışsa o zamana kadar ki rivayetleri ayıklanır ve bir daha ölene kadar onun rivayeti alınmaz. Bu da Mizzî, Ahmed b. Hanbel, İbnu’l-Esîr, Buhârî, İbn Hacer, Zehebî, İbn Ebî Hâtim gibi yüzlerce alimin kaleme aldığı neredeyse tüm ravilerin (yaşadıkları bölge/hocaları/talebeleri/güvenilirlikleri/eğilimleri/karakterleri bakımından) biyografilerini kaydettikleri içeriği yüzbinlere varan sicil kitapları sayesinde mümkün olmaktadır.

Görüldüğü gibi bu uydurma girişimleri nedeniyle müslüman alimler boş durmamış daha Sahabe devrinde sened sistemleri uygulanmış ve Tabiîn devrinde ve daha sonrasında ise başlıca Hadis İlimleri uygulamalı olarak ortaya konmuştur. Uydurmaların fazlalığı ve halen devam etmesi sebebiyle hem geçmişteki ayıklamalar yetersiz kalmakta hem de bu gün ihmal edilmektedir. Şayet bu uydurmalardan şikayetçi isek ve kurtulmak istiyorsak, önceden olduğu gibi hadis ilimlerini (ör: Hadis Tenkidi alanında; Ricâlu’l-Hadîs, İlelu’l-Hadîs gibi alt dallarını) kullanmak, terketmek yerine dirilterek diğer alanlarda olduğu gibi bu alanda da ayıklama çalışmalarına yardımcı olmak durumundayız.

Uydurma Hadisleri Ayıklama Faaliyeti
Kısaca ayıklama faaliyetinin de nasıl yapıldığını da izah ederek konuyu kapatayım:
Öncelikle yukarıdaki nedenler sebebiyle şüpheli olarak ele alınan hadisler için sırasıyla:
1- Önce Ravileri ele alınır: (Sened tenkidi için)
a- biri yalanla itham edildiyse hadis atılır.
b- birinin hafızasında bozukluk varsa hadis derhal zayıf damgası yer.
c- raviler arasında kopukluk söz konusu ise bakılır kasten ise hadis atılır yoksa zayıf olur.
d- ravi kendisinden daha güvenilir bir raviye aykırı rivayet ediyorsa o da atılır.
Bunlardan sağlam çıkmamış hadis doğrudan atılır. Yok bu değerlendirmeden hadis sağlam çıkmışsa;
2- Metin alınır (Metin tenkidi için)
a- Hadisin söyleniş sebebi araştırılır.(Bazen hadis sözün tamamını değilde bir kısmını içermiş olabiliyor.)
b- Hadisin varsa başka yoldan rivayetleri incelenir. (Sözün doğru anlaşılmasına yardımcı olacak başka ifadeler bulmak için.)
c- Hadis, Kur’an’ın zahirine uygun olmalıdır. (Hz.Peygamber Kur’an’a aykırı söz söylemez)
d- Hadis, sahih olan aynı konuda diğer rivayetlere uygun olmalıdır (nesh söz konusu değilse)
Bütün bunların sonunda çalışma yalnızca bu hadis için olduğu için;
"Bu hadis (bu senedle)sahihtir" veya "Bu hadis (bu senedle)uydurmadır" gibi bir hükme varılır.
Şayet tüm hadis külliyatlarını tarayıp aynı konudaki tüm hadisler üzerinde bir çalışma yaptıysanız (ör: Sonuç ta olumsuz ise) bu durumda;
"Bu konudaki tüm rivayetler uydurmadır" veya "Hz.Peygamber’in böyle bir rivayeti yoktur" hükmüne varabilirsiniz.

Hadis Kitapları
Burada Herkesin bildiği Kütüb-i Sitte(altı)’yi ele alalım;
1- Buhârî’nin, es-Sahîh’i(kısaca)
2- Müslim’in, es-Sahîh’i(kısaca)
3- Tirmizî’nin, es-Sünen’i(kısaca)
4- Ebû Dâvûd’un, es-Sünen’i
5- Nesâî’nin, es-Sünen’i
6- İbn Mâce’nin, es-Sünen’i veya İmam Mâlik’in el-Muvatta’ı ya da Dârimî’nin, es-Sünen’i (altıncı kitap bunlardan birisidir.)
Kütüb-i Tis’a(dokuz)’yı ele alırsak bu altı taneye 3 daha ilave ederiz:
7- İbn Mâce’nin, es-Sünen’i veya İmam Mâlik’in el-Muvatta’ı ya da Dârimî’nin, es-Sünen’i
8- Dârimî’nin, es-Sünen’i
9- Ahmed b. Hanbel’in , Müsned’i

Bunlar islam aleminin hadislerinin çoğunluğu sahih olması gibi sebeblerle en çok kullandığı ve tercih ettiği eserlerdir. Yoksa hepsi bunlardan ibaret değildir.
Burada dikkatinizi şuna da çekmek isterim: buradaki eser isimleri hem eserlerin ismi hem de eser türü ismidir. Yani alimler, hadisleri toplarken farklı amaçlarla hareket etmişlerdir.
Mesela bazıları sadece sahih hadisleri, konu sınırlaması olmaksızın bir araya toplamak istemiş ve sahih türünde eserler oluşturmuştur. Buhari, Müslim gibi…
Bazıları fıkıh kitaplarının muhtevasına uygun olarak bununla sınırlı olarak toplamak istemiş ve sünen türünde eserler oluşturmuştur. Tirmizî, Ebû Dâvûd gibi…
Bazıları hem fıkıh konularını dikkate almış hem şekilsel olarak özel yapıyı tercih etmiş ve farklı türden eserler oluşturmuştur.
Pek çok sınıflandırmayı göz ardı edersek ilk dönem ana hadis kaynaklarından genel olanları (yani belirli konuya mahsus olanları göz ardı edersek) bir kaç örnekleriyle şöyle sınıflandırabiliriz:
Bunların hepsi bu kadar olmadığı gibi burada birkaçını zikretme nedenim de pek çok kişinin ana/kaynak hadis kitaplarının yukarıdakilerden ibaret olduğunu sanmasıdır.
1- Sahîhler
Buhârî’nin, es-Sahîh’i(kısaca) 4.Cilt
Müslim’in, es-Sahîh’i(kısaca) 5.Cilt
İbn Huzeyme’nin, es-Sahîh’i 4.Cilt
İbn Hibbân’ın, es-Sahîh’i(kısaca) 5.Cilt
Hakîm’in, es-Sahîh’i(Müstedrek) 4.Cilt
Dârakutnî’nin, es-Sahîh’i(İlzâmât) 1.Cilt
Ebû Zerr el-Herevî’nin, es-Sahîh’i(el-Müstedrek ale’s-Sahihayn) 1.Cilt
İbnu’ş-Şarkî’nin, es-Sahîh’i Yazma
el-Makdisî’nin, es-Sahîh’i(el-Muhtâre) Yazma
İbnu’l-Cârûd’un, es-Sahîh’i(el-Muntekâ) 1.Cilt
Kâsım b. Asbâğ’ın, es-Sahîh’i(el-Muntekâ) Yazma
İbnu’s-Seken’in, es-Sahîh’i(Sahîhu’l-Muntekâ) Yazma
Ebû Hafs es-Semerkandî’nin, es-Sahîh’i Yazma
Ebû İmrân el-Cuveynî’nin, es-Sahîh’i(el-Müsnedü’s-Sahihayn) Yazma
Ebû Müslim el-Leysî’nin, es-Sahîh’i(el-Müsnedü’s-Sahihayn) Yazma
Ayrıca bu kategoriden olup da bu eserlerde yer almayan hadisleri toplayan onlarca müstahrec türü eserler…

2- Sünenler
Tirmizî’nin, es-Sünen’i(kısaca) 5.Cilt
Ebû Dâvûd’un, es-Sünen’i 4.Cilt
Nesâî’nin, es-Sünen’i 5.Cilt
İbn Mâce’nin, es-Sünen’i 5.Cilt
Dârimî’nin, es-Sünen’i 5.Cilt
Şâfiî’nin, es-Sünen’i 1.Cilt
Beyhakî’nin, es-Sünen’i 10.Cilt
İbn Cüreyc’in, es-Sünen’i 1.Cilt
Sa’îd b. Mansûr’un, es-Sünen’i Yazma
Ebû Müslim el-Keşşî’nin, es-Sünen’i Yazma
Dârakutnî’nin, es-Sünen’i 4.Cilt
el-Lâlekâ’î’nin, es-Sünen’i Yazma
Uzatmayayım sünen kitapları çoktur. Ör: elimdeki kaynak 30 civarı kitap zikrediyor.

3- Özel tasnifler
Bunlar da müsnedler, muvatta’lar, musanneflerdir.
İmam Ebû Hanîfe’nin, Müsned’i 1.Cilt
Şâfiî’nin, Müsned’i 1.Cilt
Ebû Dâvûd et-Tayâlîsî’nin, Müsned’i 14.Cilt
Ahmed b. Hanbel’in , Müsned’i 6.Cilt
Müsned tarzı eserler en fazla olan eserlerdir. Ör: elimdeki kaynak 130 civarı kitap zikrediyor.
Abdurrezzak b. Hemmâm’ın, Musannef’i 11.Cilt
Vekî b. el-Cerrâh’ın, Musannef’i Yazma
Hammâd b. Seleme’nin, Musannef’i Yazma
İbn Ebî Şeybe’nin, Musannef’i, 8.Cilt
et-Taberânî’nin, el-Mu’cemu’l-Kebir’i 10.Cilt. Özel tasnif türüne verilecek bir kaç örnektir.

NOT: Eser zikrederken bahsettiğim elimdeki kaynak; Kettânî’nin, er-Risâletü’l-Mustatrafe’si. Bu 400 küsür sayfalık eserde yüzü aşkın kategoride binlerce eser ve yazar zikredilir.

SONUÇ: Bir hadisi hadis ilmi kriterlerine göre tespit etmek, işi zaten bu olanlara değil de sıradan halk için şunları uygulayabileceğini söyleyebiliriz. Çünkü bazen bir hadisin durumunu ortaya koymak samanlıkta iğne aramaya benzemektedir. Sıradan bir halk olarak, uydurma rivayetlerin varlığını biliyoruz yukarıda ismi geçen veya geçmeyen (sahih türlerinin çoğu istisna) pek çok hadis kitabına bunların girdiğini veya bulaştığından da şüpheleniyorsak ne yapmalıyız. Bu alanda kişilerin bu eserleri kullanırken arpçaya mahkum olabileceğini göz ardı ederek bir fikir vermesi açısından şunları söyleyebilirim:
(Ayağımıza kurşun sıkarmış gibi ne yazık ki hadis alanında; bir hadisi boşvermişlik ve hadis karşıtlığı rüzgarına pek çok ilahiyatçı sınıfının da kapılması sebebiyle ülkemizde aşağıdaki tahriç ve tahkik tarzında çalışmalar çok az, yayınevleri de gerçekten din bakımından hayati önemli eserler yerine çok satacak popüler kitapları basmayı tercih ediyor. Yurt dışına mahkum olunca da arapçaya mahkum kalınıyor.)

Mesela bir hadis bulduk;
A- Ele geçen hadis kitabı yukarıda sayılan türden ana hadis kaynağı ise;
Varsa eserin tahriçli ve tahkikli baskısını kullanmalı. Çünkü tahriç, bir hadisi, hem sened hem de metin bakımından enine boyuna ele almak ve tüm diğer kaynaklardaki durumunu tespit ederek hadisin hakkında son sözü söylemeyi gerektirir. Bu da hadisin durumunu ortaya çıkarır. Şayet tahriçli baskıda dahi her hadisin tahriçi yapılırken es geçilen varsa o hadise yaklaşmayın. Çünkü şayet bu hadisle ilgili bir şey bulamadım diyorsa ne ala o zaman araştırılır. Ama demiyorsa o hadisle ilgili tahrici ya zorluğundan dolayı atlamıştır veya (uzak bir ihtimal de olsa)onun sahih olmadığını gizlemek istiyordur.
Yine tahkik de, sözgelimi nakledilen tüm bilgileri referanslarına ulaşarak doğru olup olmadığını tespit içindir.

B- Eğer ele geçen hadis kitabı yukarıda sayılan türlerden değil de herhangi bir kitapta geçen hadis ise;
1- Ya o kitap hadisin kaynağını vermiştir. O kaynağa ulaşılır ve başa dönüp yukarıdaki(A) işlem yapılır.
2- Ya o kitap hadisin kaynağını vermemiştir. Bu durumda;
a- Ya hadisin senedi vardır bu takdirde daha yukarıda bahsettiğime benzer ayıklama işlemlerini sırayla gerçekleştirirsiniz.
b- Ya hadisin senedi orada yoktur (belki yazar okuyucuyu yormamak için senedi olsa da kısa tutmak için vermemiştir. Bu takdirde;
1- Güvenilir görünüyorsa önce Hadis mu’cemlerine, etraf kitaplarına vd. bakılır.
2- Güvenilir görünmüyorsa Mevzû’ Hadis, varsa o alandaki bazı tahriç kitaplarına vd. bakılır.
Senediyle birlikte buralarda bulunursa o zaman yine başa dönüp daha yukarıda bahsettiğime benzer ayıklama işlemlerini sırayla gerçekleştirirsiniz. Şayet yine tüm kaynaklar taranmasına karşın hadisin senedi yoksa hadis atılır (Yani hadis olmadığı tespit edilmiş olur.)

SON SÖZ: Hadisler tespit edilip kitaplara geçirilirken kullanılan hadis ilimlerine ait teknikler, yine bir hadisin sahih olup olmadığını da ortaya koyacak kriterlerdir. Yoksa tamamen subjektif olacak ve kişilere göre değişkenlik gösteren kişisel akıl değildir. Yukarıda gördüğümüz gibi hadis tenkit kriterlerinde naklin yanısıra aklın kullanılmadığını kim söyleyebilir. Herhangi bir hadisle karşılaştığımızda bize düşen, sahih olarak bilinen veya hakkında sahihtir hükmü verilmiş bir hadis için, aksi ispat edilmediği sürece sahihtir demektir. Eğer sahih değildir kanaatinde isek ya yukarıdakine benzer bir şekilde araştırıp biz buluruz veya yapamayacaksak bu işi yapabilecek birini buluruz. Mesela İlahiyat Fak. hocalarını rahatsız ederiz. Televizyona çıkıp şov programlarına katılmaya zamanları olduğuna göre bunlara da olur herhalde.
Bu arada herbiri 1-2 cilt hacminde olan çok sayıdaki uydurma hadisleri tanımaya dair arapça eserlerin Türkçeye çevrilmişlerini el altında tutmakta yarar var.

Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

About these ads

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: